Bir işyerinin yangın veya su baskını nedeniyle zarar görmesi, içerideki bütün stokun beyan edilen tutar üzerinden sigorta şirketince ödeneceği anlamına gelmez. Uyuşmazlık çoğu zaman olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinden çok, hasar anında işyerinde hangi malların bulunduğu ve bunların ne ölçüde zarar gördüğü üzerinde yoğunlaşır. Bu nedenle stok zararının ispatı, faturaların toplamını sunmanın ötesinde, ticari kayıtlarla fiilî hasarı birbirine bağlayan bir incelemeyi gerektirir.
Sigorta Teminatı İle Zararın İspatı Ayrı Meselelerdir
Öncelikle poliçenin stok niteliğindeki emtiayı ve gerçekleşen rizikoyu kapsayıp kapsamadığı belirlenmelidir. Yangın teminatı bulunması, her türlü su hasarının da güvence altında olduğu anlamına gelmez. Sel ve su baskını ile tesisattan kaynaklanan dahili su zararları, ilgili ek teminat ve klozlar çerçevesinde değerlendirilir. Malların poliçede belirtilen riziko adresinde bulunması ve sigortalanan menfaatle ilişkisi de önem taşır.
Türk Ticaret Kanunu’nun 1409. maddesi uyarınca teminat dışılık iddiasının ispatı sigortacıya aittir. Ancak bu düzenleme, sigortalıyı rizikonun gerçekleşmesini, zarara uğrayan mal mevcudunu ve gerçek zarar miktarını ispat yükünden kurtarmaz. Sigortacı bir istisnayı kanıtlayamamış olsa dahi, talep edilen stok bedelinin tamamı kendiliğinden kanıtlanmış sayılmaz.
Alış Faturası Hasar Günündeki Stoku Tek Başına Göstermez
Bir ürünün satın alınmış olması, yangın veya su baskını tarihinde hâlâ aynı depoda bulunduğunu göstermez. Ürün olaydan önce satılmış, başka şubeye gönderilmiş, üretimde kullanılmış veya iade edilmiş olabilir. Bu nedenle başlangıç mevcudu ile sonraki alış, satış, üretim ve sevk hareketleri birlikte incelenerek hasar tarihindeki stok yeniden oluşturulmalıdır.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 25.06.2020 tarihli, 2018/3365 E., 2020/4021 K. sayılı kararında, yangın öncesi stok belirlenmeden yalnızca faturalar ile ekspertiz raporunun karşılaştırılması yeterli görülmemiştir. Ticari defterlerin birbirini doğrulayıp doğrulamadığının, faturalarla uyumunun ve gösterilen değerlerin piyasa rayicine uygunluğunun araştırılması istenmiştir.
Envanter ve ticari defterler bu incelemenin önemli dayanaklarıdır. E-fatura, e-irsaliye, depo yazılımı kayıtları, tedarikçi teslim belgeleri ve şubeler arası sevkler de kayıtların doğrulanmasına yardımcı olabilir. Bununla birlikte işletmenin tüm şubelerindeki toplam stokun, yalnızca hasar gören işyerindeki emtia gibi değerlendirilmemesi gerekir. Kayıtların usulüne uygunluğu ile olay yerindeki fiilî mevcudu açıklama gücü ayrı ayrı denetlenmelidir.
Ekspertiz Tespiti Kayıtlarla Birlikte Denetlenmelidir
İtfaiye raporu, olayın yeri, gelişimi ve gözlenen hasar bakımından önemlidir; fakat her ürünün miktarını ve değerini belirleyen ayrıntılı bir stok sayımı yerine geçmez. Fotoğraf ve videolar, sayım tutanakları, hasarlı ürün listeleri, imha belgeleri ve kurtarılabilen mallara ilişkin kayıtlar birlikte değerlendirilmelidir. Tamamen yanmayan bir ürünün duman, kurum veya kirli su nedeniyle kullanılamaz hâle gelmesi de ürünün niteliğine göre teknik inceleme gerektirebilir.
Sigorta eksper raporu önemli bir delildir; ancak olağan ekspertiz raporu ile tarafların zarar miktarı üzerinde anlaşması veya özel bir hakem-bilirkişi süreci aynı şey değildir. Rapora itiraz edildiğinde, hangi malların sayıldığı, hangi belgelerin kullanıldığı, hangi kalemlerin dışlandığı ve değerlemenin nasıl yapıldığı açıklanabilmelidir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 15.02.2010 tarihli, 2008/10961 E., 2010/1630 K. sayılı kararında, sel zararına ilişkin ekspertiz raporunda atıf yapılan belgelerin dosyada bulunmaması ve işyerinde sayım yapılmaması eleştirilmiştir. Daire, mal giriş-çıkışlarının ticari kayıtlarla araştırılmasını ve ileri sürülen stokun işyerine hacim itibarıyla sığıp sığmayacağı itirazının da değerlendirilmesini istemiştir.
Defterlerin De Zarar Görmesi Talebi Kendiliğinden Ortadan Kaldırmaz
Yangın veya su baskınında ticari defter ve belgeler de zayi olabilir. TTK’nın 82/7. maddesi, koşulları oluştuğunda tacirin zıyaı öğrendiği tarihten itibaren otuz gün içinde yetkili mahkemeden zayi belgesi istemesine imkân tanır. Bu belge, defterlerin kaybına ilişkindir; hangi malların hangi bedelle zarar gördüğünü tek başına kanıtlamaz.
Muhasebecideki kayıtlar, elektronik yedekler, tedarikçi nüshaları ve olay yeri tespitleriyle ulaşılabilen delillerin toplanması önemlidir. Zararın varlığı ortaya konulmasına rağmen miktarı tam olarak belirlenemiyorsa, TBK’nın 50/2. maddesi çerçevesinde hâkimin hakkaniyete uygun bir miktar belirlemesi gündeme gelebilir. Bu imkân, mevcut delilleri sunma yükünün yerine geçmez.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nin 06.03.2025 tarihli, 2024/1657 E., 2025/374 K. sayılı kararında çoğunluk, yangında stok zararının miktarına ilişkin belirsizliği TBK’nın 50/2. maddesi kapsamında değerlendirmiş ve tazminatı indirimli belirlemiştir. Karşı oyda ise ödenenin üzerinde zarar ispatlanamadığı savunulmuştur. Karar, ispat güçlüğünün her talebin kabulüyle sonuçlanmadığını ve somut delillerin belirleyiciliğini göstermektedir.
İspatlanan Stok Bedeli İle Ödenecek Tazminat Aynı Olmayabilir
Gerçek zararın tespiti sonrasında poliçe limiti, geçerli muafiyetler, eksik sigorta ve kurtarılan malların değeri ayrıca değerlendirilir. Kullanılabilir veya satılabilir durumda kalan mallar ile tamamen zayi olanlar ayrılmalıdır. Stokun zarar görmesi nedeniyle beklenen satış kârının kaybı da emtianın maddi zararından farklıdır; kâr kaybı teminatı ayrıca incelenmelidir.
Stok zararı uyuşmazlığında güçlü bir talep, hasar öncesindeki mal hareketleri ile olay sonrasındaki tespitlerin birbirini doğrulamasına dayanır. Yalnızca faturaya, muhasebe bakiyesine veya tek bir rapora dayanılması yerine, malın hasar anında sigortalı yerde bulunduğunun, zarar gördüğünün ve değerinin birlikte ortaya konulması gerekir.
Sigorta hukuku uyuşmazlıklarının değerlendirilmesi, hukuki danışmanlık ve dava süreçlerinin takibine ilişkin hizmetlerimiz hakkında bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
